"Haaa bizim tosun paşa. Hadi karşılayalım!"
Eminim pek çoğunuz yukarıdaki repliği okuyunca en azından hafifçe gülümsemiştir. Bu yazıyı yazarken bir yandan Şener Şen'in oyunculuğu hakkında görüşlerimi kaydederken bir yandan da neden Şener Şen'e bu kadar gülüyorum sorusunun cevabını arayacağım.
Öncelikle fiziksel unsurlardan başlayayım. Şöyle tepeden tırnağa bir süzelim. Kendisinin Kemal Sunal, Jerry Levis vb. gbi bakar bakmaz "default" olarak güldüren bir yüzü olmamasına rağmen yüz hatlarındaki incelik insanı gülümsemeye itiyor. Gözlerden -dolaysı ile bakışlardan- başlayalım.

Yukarıdaki kolajdanda farkedilebileceği gibi Şener Şen her rolü için ayrı bir kişilik ve her ayrı kişiliği için yine kişiliği ile bağıntılı ayrı bir bakış kullanıyor. Aynı şey vücut kullanımındaki diğer ayrıntılarda da farkediliyor. Ancak en belirgin gözlemlenebileceği yer yüzü.
İlk resimde Nazım Öğretmen'in görüyoruz. Usta oyuncu özellikle anında aksi tavır diyebileceğimiz (nası attım tanımın adını) bir teknik kullanıyor. Bir saniye öncesine kadar bulunduğu ruh halini çok kısa bir sürede mümkün olan en zıt, en ters (veya en azından hiç alakası olmayan) bir ruh haline çeviriyor ve bu tezat seyirciyi güldürüyor. Gönül Yarası filminde taksiden müşterisini indiren Nazım Öğretmen'in bayan müşterisini indirdikten sonra dikiz aynasında kendi kendini yakalaması ve "İltifattan şımarmış" bakıştan "kızı yaşında kadına sulanmaktan utanması gereken adama atılan bakış"a çeviriyor (bu tanımlamalarım beni bile benden alıyor).
İkinci resmimizde Çiçek Abbas'tan Şaakkkiiirrr'i görüyoruz. Şener Şen'in özellikle "kötü" karakterleri çok iyi yorumladığını düşünüyorum. Şakir ise Süleyman Hıyarto'dan (Davaro) sonra en sevdiğim kötü karakter. Bu karakterde hemen hemen her gün gördüğümüz (-ü düşündüğümüz) bir kötü adam izliyoruz. Bu adam hepimizin nefret ettiği ama bir türlü bu nefretimizi dillendiremediğimiz kişilerden. Filmde Sinan Çetin hepimizin nefret ettiği kötü adamı alıp başını iyice belaya sokarak hepimizin "oh kötü adam layığını buldu" diyerek katarsise ( ÖDEV: Katarsis araştırılacak ) ulaşmamızı sağlıyor. İşte bu katarsisin iyi olabilmesi için en önemli unsur oyuncunun kötü adamı gerçektende iyi oynaması -ki dediğim gibi Şener Şen bu işi gerçekten çok iyi yapıyor.
Üçüncü resimde Şekerpare'den Serkomser Ziver'i görüyoruz. Şekerpare başlı başına bir makale yazılması gereken bir film. Şener Usta (bak samimi olmaya başladım) filmde "alçak, namussuz, duzenbaz, uçkağitçinin biridir". Aslında Turgut Özakman'ın Bir Şehnaz Oyun adlı tiyatro eserinden esinlenerek yazılmış olan oyun kanımca Türk Komedi Sineması Tarihinin (iyice uçtum ben tarih marih diyorum) başyapıtıdır. Osmanlı İmparatorluğu'nun.... Öhümm.. Hımm evet galiba burda durmalıyım. Kendimi kaptırıp filmin derinliklerine inersem çıkamayacam. Nerde kalmıştık? Hah. Efendim filmimizde Şener Usta tam bir
kötü adam. Düzeni görüp, bozukluğunu anlayıp onunla mücadele etmek yerine oyunu kuralları ile oynamaya karar verip düzene uymuş. Hepimizin direndiği o lanet akıntıya kendini bırakmış ve kötü adam olmuş. Umarız gerçek hayatta da kötü adamlar bekaretlerini bozdukları üvey kızlarını gariban bekçilere kakalamaya kalktıklarında gariban bekçiler sevdikleri kızı alıyorlardır ve Nazır Bey Hazretleri kötü adamları bekçi yapıyordur. Yoksa katarsislendiğimizle kalıcaz...
Gelelim dördüncü resmimizdeki Eşkıya Baran'a. Burda bir dakika durup şu sahneyi hatırlıyoruz;
"İhanet ha? Demek sen benim yaptıklarıma ihanet diyorsun. Peki. İyi. Öyle olsun...
Peki ben şimdi sana şöyle desem; Ben bunları yaptım! Çünkü aşıktım ben! Yani vurulmuştum! Ölüyordum aşkımdan! Bunun üzerine kim bana ne diyebilir ha?
İhanet mi? Aşkım için yaptım ulan! Ahlaksızlık mı? Evet yaptım! Ben en yakın arkadaşımı seni jandarmaya ihbar etmiş adamım!... Sen yapabilir miydin benim yaptığımı ha? En sevgili arkadaşına ihanet edebilir miydin? Onu jandarmaya ihbar edebilir miydin? Arkadaşının altınlarını çalabilir miydin? O altınlarla arkadaşının sevdiği kadını anasından babasından satın alabilirmiydin? Arkadaşını ölüme gönderebilir miydin? Ama ben yaptım! Aşkım için!!!
...
Şimdi söyle bana; Hangimizin aşkı Keje'ye daha büyük ha? Hangimizin? Hangimiz Keje için bu kadar günaha girmeyi göze alabildik? Ben bu aşk için ben cehennemde yanmaya hazırım!
Ya sen?"
Söyleyecek şey bırakmıyor zaten.
Dadına doyamayanlar için dev hizmet :
Yavaş yavaş sona yaklaşırken beşinci resmimizde bizi Muhsin KANADIKIRIK karşılıyor (hanım koş edebi girizgah yaptım). Muhsin Bey kaybettiğimiz yanımız. Doğru bildiğimiz ama yapmaya cesaret edemediğimiz şeyleri yapan adam. Doğru bildiğini yaptığı takdirde karşılaşacağı yaptırımları göze alabilmiş, ağlamakla, inlemekle ömrünün gelip geçtiğinin, devasi olmadığından garip gönlünün günden güne eridiğinin farkında olan ama yine de bildiğinden şaşmayan bir adam. Hoş şaşmaya çalışsa da beceremiyor zaten. İnsanca yaşadığımız yeri, insanca yaşama şeklimizi siyah beyaz bir fotoğrafın mürekkebinin uçup gitmesi ve soluklaşması gibi göz göre göre kaybetmemizin acılığının resmi Muhsin Bey. Ve tüm bunları bir bakışı ile bizlere hissettirebilen Şener Bey. Marjinal şair Basri Özakıncı'nın dediği gibi; Ah yitip giden...
------ DEVAM EDECEK DEDİK ETTİK. YAZDIKLARIMIZ YAZACAKLARIMIZIN TEMİNATIDIR. DEVAM EDECEK-------