26 Temmuz 2008 Cumartesi


Charade (a.k.a. Parada pulda gözüm yok, sen yanımda ol yeter)

Polisiyeli Komikli film kategorisine dahil edebileceğimiz (kategoriyi şimdi buldum) bu güzide klasik, genellikle eski Amerikan filmlerine karşı olan önyargımı gideremese de keyifle izlenebilecek bir film dedirtebiliyor (yazar burada kendine gönderme yapıyor). Koca gözlerini hep burnumuza burnumuza sokan Audrey Hepburn'un ise Sütoğlan Şaban'ın sütkardeşi Afife'ye ne kadar benzediği ise bilimselli tespitlerim arasında 2008/AD-21 no ile yerini alıyor bu film ile. Uzun uzadıya birşeyler yazabileceğim bir film olmadı zira dikkatli izleyemedim. Özür dilerim. Arada karnım acıktı patates kızartım duraklat tuşuna basa basa. Tüm filmi 4 saatte falan izledim(soyma moyma hep dahil).

Müzikleri oldukça hoş olan (Godfather ve Pink Panther'in bestecisi Henry Manchini yapmış) "ben anlamıştım zaten " dedirtmesine rağmen polisiye tadını da pek kaçırmayan lezazetli bir polisiyeli komikli film. 5/10

20 Temmuz 2008 Pazar

Borat! (a.k.a. Komiklikte herşey mübah mı?)


Borat (a.k.a. Komiklikte herşey mübah mı?)

Spoiler içerir

Marjinal (Aykırı) için TDK nın genel sözlüğü; "Alışılmışa, doğru olarak kabul edilmişe uygun olmayan, karşıt, ters." tanımını yapmış. Mevzu bahis filmimiz bu tanıma oldukça uygun. Güldürmek için yapılabilecek şeylerin yelpazesinin sınırlarının genişliği (zincirleme isim tamlamasına geeelll) oldukça göreceli bir kavram olsa da, bu filmimizde güldürmek için göze alınmış olan bedel oldukça fazla gibi görünüyor. Özellikle Tom Hanks'in "The Terminal" filminde yaptığı gibi Krakozia gibi uyduruk bir ülke ismi bulmak yerine Kazakistan gibi gerçekten mevcut bir ülkenin ismini kullanılmasının nazarımda son derece gereksiz olduğunu belirtmeliyim. Bunun dışında "yapılmayanı yapmak" tanımının yanlış yorumlandığında neleri getirebileceği oldukça açık bir biçimde gösteriyor.

"Yapılamayanı yapmak" tabuları yıkmak genelde "cesaret" göstergesi birşeymiş gibi yorumlansa da bu film ile aslında herşeyin bir denge içerisinde olması gerektiğini bir kere daha farkediyoruz (şahsi görüş alarmı). İnsanların yapmaya cesaret edemeyecekleri şeyleri yapayım da marjinal olayım, sınırsız olayım, grotesk ögelerle bezeneyim, beni sınırlara bağlayan şeyleri yıkayım da özgür ve modern olayım, hiçbir kısıtlayıcı kuralı tanımayayım ve sınırsız bağımsızlık yaşayayım kaygısının getirtiği sonucu bu filmde net bir şekilde görüyoruz (handırıt pörsınt subjektifim). Ayrıca Bkz. Lord of the flies Salò o le 120 giornate di Sodoma Jackass the Movie

Bunlar filmin anlatım yönteminin metodunun unsuları. Yöntem kanımca yanlış olsa da anlattığı şeyler aslında oldukça ilgi çekici. Amerikalı'ların (tabii ki bir kısmının) Müslümanlar ve Irak savaşı ile ilgili görüşlerini ortaya seren rodeo gösterisi açılışı sahnesi, Azamet ve Borat'ın Yahudi ailenin evinden kaçış sahneleri ve aralara serpiştirilmiş bazı diğer sarkastik ögeler (biz bilimadamları tersten laf sokma ve giydirme deriz) gerçektende oldukça yerinde olmuşlar belirtmezsem ayıp ederim.

İzlenecek bir film değil ama ille de izleyeceğim diyorsanız otlede kavga sahnesi geldiğinde kumandanın duraklat tuşuna basıp bir kere daha düşünmenizi tavsiye ederim. 2/10

PS: http://www.angryalien.com/aa/boratbuns.asp

15 Temmuz 2008 Salı

Şener Şen üzerine bilimselli makaleli

"Haaa bizim tosun paşa. Hadi karşılayalım!"

Eminim pek çoğunuz yukarıdaki repliği okuyunca en azından hafifçe gülümsemiştir. Bu yazıyı yazarken bir yandan Şener Şen'in oyunculuğu hakkında görüşlerimi kaydederken bir yandan da neden Şener Şen'e bu kadar gülüyorum sorusunun cevabını arayacağım.

Öncelikle fiziksel unsurlardan başlayayım. Şöyle tepeden tırnağa bir süzelim. Kendisinin Kemal Sunal, Jerry Levis vb. gbi bakar bakmaz "default" olarak güldüren bir yüzü olmamasına rağmen yüz hatlarındaki incelik insanı gülümsemeye itiyor. Gözlerden -dolaysı ile bakışlardan- başlayalım.



Yukarıdaki kolajdanda farkedilebileceği gibi Şener Şen her rolü için ayrı bir kişilik ve her ayrı kişiliği için yine kişiliği ile bağıntılı ayrı bir bakış kullanıyor. Aynı şey vücut kullanımındaki diğer ayrıntılarda da farkediliyor. Ancak en belirgin gözlemlenebileceği yer yüzü.

İlk resimde Nazım Öğretmen'in görüyoruz. Usta oyuncu özellikle anında aksi tavır diyebileceğimiz (nası attım tanımın adını) bir teknik kullanıyor. Bir saniye öncesine kadar bulunduğu ruh halini çok kısa bir sürede mümkün olan en zıt, en ters (veya en azından hiç alakası olmayan) bir ruh haline çeviriyor ve bu tezat seyirciyi güldürüyor. Gönül Yarası filminde taksiden müşterisini indiren Nazım Öğretmen'in bayan müşterisini indirdikten sonra dikiz aynasında kendi kendini yakalaması ve "İltifattan şımarmış" bakıştan "kızı yaşında kadına sulanmaktan utanması gereken adama atılan bakış"a çeviriyor (bu tanımlamalarım beni bile benden alıyor).

İkinci resmimizde Çiçek Abbas'tan Şaakkkiiirrr'i görüyoruz. Şener Şen'in özellikle "kötü" karakterleri çok iyi yorumladığını düşünüyorum. Şakir ise Süleyman Hıyarto'dan (Davaro) sonra en sevdiğim kötü karakter. Bu karakterde hemen hemen her gün gördüğümüz (-ü düşündüğümüz) bir kötü adam izliyoruz. Bu adam hepimizin nefret ettiği ama bir türlü bu nefretimizi dillendiremediğimiz kişilerden. Filmde Sinan Çetin hepimizin nefret ettiği kötü adamı alıp başını iyice belaya sokarak hepimizin "oh kötü adam layığını buldu" diyerek katarsise ( ÖDEV: Katarsis araştırılacak ) ulaşmamızı sağlıyor. İşte bu katarsisin iyi olabilmesi için en önemli unsur oyuncunun kötü adamı gerçektende iyi oynaması -ki dediğim gibi Şener Şen bu işi gerçekten çok iyi yapıyor.

Üçüncü resimde Şekerpare'den Serkomser Ziver'i görüyoruz. Şekerpare başlı başına bir makale yazılması gereken bir film. Şener Usta (bak samimi olmaya başladım) filmde "alçak, namussuz, duzenbaz, uçkağitçinin biridir". Aslında Turgut Özakman'ın Bir Şehnaz Oyun adlı tiyatro eserinden esinlenerek yazılmış olan oyun kanımca Türk Komedi Sineması Tarihinin (iyice uçtum ben tarih marih diyorum) başyapıtıdır. Osmanlı İmparatorluğu'nun.... Öhümm.. Hımm evet galiba burda durmalıyım. Kendimi kaptırıp filmin derinliklerine inersem çıkamayacam. Nerde kalmıştık? Hah. Efendim filmimizde Şener Usta tam bir kötü adam. Düzeni görüp, bozukluğunu anlayıp onunla mücadele etmek yerine oyunu kuralları ile oynamaya karar verip düzene uymuş. Hepimizin direndiği o lanet akıntıya kendini bırakmış ve kötü adam olmuş. Umarız gerçek hayatta da kötü adamlar bekaretlerini bozdukları üvey kızlarını gariban bekçilere kakalamaya kalktıklarında gariban bekçiler sevdikleri kızı alıyorlardır ve Nazır Bey Hazretleri kötü adamları bekçi yapıyordur. Yoksa katarsislendiğimizle kalıcaz...

Gelelim dördüncü resmimizdeki Eşkıya Baran'a. Burda bir dakika durup şu sahneyi hatırlıyoruz;

"İhanet ha? Demek sen benim yaptıklarıma ihanet diyorsun. Peki. İyi. Öyle olsun...

Peki ben şimdi sana şöyle desem; Ben bunları yaptım! Çünkü aşıktım ben! Yani vurulmuştum! Ölüyordum aşkımdan! Bunun üzerine kim bana ne diyebilir ha?

İhanet mi? Aşkım için yaptım ulan! Ahlaksızlık mı? Evet yaptım! Ben en yakın arkadaşımı seni jandarmaya ihbar etmiş adamım!... Sen yapabilir miydin benim yaptığımı ha? En sevgili arkadaşına ihanet edebilir miydin? Onu jandarmaya ihbar edebilir miydin? Arkadaşının altınlarını çalabilir miydin? O altınlarla arkadaşının sevdiği kadını anasından babasından satın alabilirmiydin? Arkadaşını ölüme gönderebilir miydin? Ama ben yaptım! Aşkım için!!!
...
Şimdi söyle bana; Hangimizin aşkı Keje'ye daha büyük ha? Hangimizin? Hangimiz Keje için bu kadar günaha girmeyi göze alabildik? Ben bu aşk için ben cehennemde yanmaya hazırım!

Ya sen?"

Söyleyecek şey bırakmıyor zaten.
Dadına doyamayanlar için dev hizmet :



Yavaş yavaş sona yaklaşırken beşinci resmimizde bizi Muhsin KANADIKIRIK karşılıyor (hanım koş edebi girizgah yaptım). Muhsin Bey kaybettiğimiz yanımız. Doğru bildiğimiz ama yapmaya cesaret edemediğimiz şeyleri yapan adam. Doğru bildiğini yaptığı takdirde karşılaşacağı yaptırımları göze alabilmiş, ağlamakla, inlemekle ömrünün gelip geçtiğinin, devasi olmadığından garip gönlünün günden güne eridiğinin farkında olan ama yine de bildiğinden şaşmayan bir adam. Hoş şaşmaya çalışsa da beceremiyor zaten. İnsanca yaşadığımız yeri, insanca yaşama şeklimizi siyah beyaz bir fotoğrafın mürekkebinin uçup gitmesi ve soluklaşması gibi göz göre göre kaybetmemizin acılığının resmi Muhsin Bey. Ve tüm bunları bir bakışı ile bizlere hissettirebilen Şener Bey. Marjinal şair Basri Özakıncı'nın dediği gibi; Ah yitip giden...


------ DEVAM EDECEK DEDİK ETTİK. YAZDIKLARIMIZ YAZACAKLARIMIZIN TEMİNATIDIR. DEVAM EDECEK-------

13 Temmuz 2008 Pazar

Be Kind Rewind (a.k.a. Hallederiz Kolay)


Be Kind Rewind (a.k.a. Hallederiz Kolay)

Uğradığı kaza sonucu mıknatıslanan Jerry arkadaşının Video kaset dükkanındaki tüm kasetleri bozar. Eee ne demişler; "(buraya kendin bozdun kendin yapcaksın tadında bir atasözü düşününüz sayın okur)", öyle değil mi sevgili okurlar. İş başa düşünce klasik filmleri kendi yorumları ile çekmeye başlarlar. Film başlarda komiksizmiş gibi dursada sabırla izlemenizin karşılığını fazlasıyla veriyor. Özellikle kendi filmlerini yaparken kullandıkları kamera ve dekor kostüm aksesuar teknikleri -şahsi hobilerim nedeni ile- oldukça hoşuma gitti.

Özellikle Blues / Caz müzik sevenlerin ve kısa film projesi olan (olmayan var mı?) tüm arkadaşların izlemelerini şiddetle salık veririm. 7/10

A Mighty Wind (a.k.a. 3 ila 5 kuvvetinde)


A Mighty Wind (a.k.a. 3 ila 5 kuvvetinde)
İlk izlemeye başladığımda ciddiye alıp gerçek bir belgesel sanmak gaflet dalalet ve hatta hıyanetine düştüğüm ama sonrasında geyiğe sardığını anlamamla beni gülmelere garkeden bu "mockumentary" güldürüklülük adına çok umut vaadetmese de komikli film formunun değişik bir yönünü görmek isteyenlere tavsiye edilebiliecek bir yapıt (yapıt dedim).

Özellikle müzikle ilgilenen arkadaşların izlemelerini salık verebileceğim ortalama bir film. 4/10

Little Miss Sunshine (a.k.a. Abigailgül Güzellik Yarışmasında)
7 kişi bir Wolkswagen T2 ye(Sucuk ekmek arabası) nasıl biner? Amaan ne önemi var nasıl olsa biner! Önemli olan yarışmaya katılmış olmak değil mi sevgili dostlar. Bu filmimizde yıllarca bilimum yarışmlarda duyduğumuz bu klişenin açıklamasını izliyoruz. Ayrıca 7 kişi bir filmde başrolü nasıl paylaşır bu güzide olayı gözlemliyoruz. Yetmiyor festival filmi gibi deneysel birşey izliyoruz sıkılmadan hiç. Özetle çok komikli olmasada film bittikten sonrada gülümsemeye devam etmeyi sevenlere tavsiye edilir.

40 Yıllık Bakire Steve Carell ve As Good As it Gets (Benden Bu Kadar) deki gay komşu Greg Kinnear başta olmak üzre tüm kadro kendini büyük bir zevkle izletiyor. Küçük Yıldız Abigail Breslin'i de unutmamak gerek. 6/10

Run Fatboy Run (a.k.a. Ayrıl da gel Dennis)


Run Fatboy Run (a.k.a. Ayrıl da gel Dennis)

Biritiş komedimizin biricik komiği Simon PEGG in 2007 yapımı bu nefis filminde sorumluluk almaya cesareti olmayan esas oğlanımız Dennis DOYLE sevdiceğini düğünde terkedip koşarak kaçmıştır. Pekiyi madem koşaraktan ve kaçaraktan her türlü sorundan kurtulabiliyoruz neden ÖSS de 100 m yi 10 saniyenin altında koşmuyoruz veya neden toplam seragazı emisyonu 2006 yılında 331.8 Mt CO2 eşdeğerine yükseldiğinde kaçarak havayı temizlemedik ya da ülkedeki resmi işsizlik oranı 2007 yılının Kasım ayında yüzde 10,1’e yükselerek yeniden 2001 yılının kriz düzeyine yaklaştığında ülkecenek kaçmadık. İşte bu film bu ve benzeri sorulara bir tokat gibi cevap veriyor.

Kesinlikle izlenmeli. Mümkünse arkadaşlar ile izlenmeli. 7/10

Komikli Filmler Hakkında Bilimselli Atıp Tutmalar

Puanlama
10. "Şekerpare" kadar komik
9. Yaşlar sel oldu gözümde
8. Sinemada olsam koltuğa bırakmıştım
7. İki kere izlerim
6. "Komiksiz mi?" dersen hayır derim
5. Vaktin varsa izle, boş durmaktan iyidir.
4. Boş durmak bu filmi izlemekten daha iyidir
3. http://www.fikrihukuk.com/hukuksozlugum.htm kadar komik
2. Öğüm öğüm öğürdüm film boyunca
1. "Öteki" nin 3. Epizodu gibi
0. Git bi çay koy.